20 Nis Gülçin Karaca – Daire Çanakkale Konuk Sanatçı Programı
29 Mayıs 2020
Ekim ayında Çanakkale’de yaşadıklarımıza dair izlenimim aslında şu anda yaşadığım, hissettiğim zaman algımla biraz örtüşüyor. Şöyle ki, zaman konusunda, orada geçirdiğimiz yedi gün boyunca, gün içinde o kadar fazla şey yaptık ki, (yürüdük, fotoğraf çektik, konuştuk, performans çalışmaları yaptık, gördük, gözlemledik, deneyimledik, okuduk, yazdık, çizdik…), zaman genişlemiş gibiydi. Şu anda o zamanı düşününce ise sanki çok kısa bir süreymiş gibi geliyor. İçinde bulunduğumuz pandemi sürecinde de, zaman kimi zaman çok hızlı geçiyor zaman, kimi zamansa havanın ne zaman karardığını bile anlamıyorum.
Workshop’un tamamı da, Assostan-Truva’ya, zamanın içinde bir yol gibiydi. Geçmişte yaşanmış olaylar, yapılan yapılar, çantamızda ve kimi zaman elimizde İlyada ile zamanın içinde bir yolculuk yapmış gibiyiz. Bu durum da, milattan önceki yıllara tarihlenen destanın, bu topraklarda yaşamış medeniyetlerin zamanının da, bizim hayatlarımızdan çok ötede olmadığını da hatırlatıyor. Günümüz ve geçmiş, önümüzde olan ve yürünmeyi beklenen yol, bizim hızımız, bitmesi gereken bir yolculuk, varılması gereken bir nokta, geçmişte kalmış yaşamlar, şu an, yaşanacak zamanlar hepsi birbiriyle bir örgü biçimindeydi. Ve bu örgü bizim hayatlarımızda hala devam ediyor ve edecek de 🙂
Workshopta oluşan performansımız XXV. Bölümün tanıtımında de yer alan bir şiir var beraber yazdığımız. Orada bana ait olan son satır ve şu şekilde: “Kimin taşı, kimin suyu kimin evi kimin çalısı, Troyalıların mı?” Bu satırlar da belki yolculuğumuz boyunca içinde olduğumuz ruhu anlatabilir 🙂
Aynı zamanda, sanki zaman içinde yol alırken, günümüzü bize hatırlatan yerel halkla, doğa ile ve göçmenlerin eşyalarıyla, onlardan kalanlarla da karşılaştık. Bunlar da, eskizler olarak yansıdı sürece.
Teşekkür ederim
Gülçin Karaca







No Comments